eski birgün...ip atlamayı, top sektirmeyi çeyrek geçeydi tam... ya da sorumlulukların ağırlığıyla dalgın kafalar, boş bakışlar, yalanlarla karışık hayat koşturmalarına çeyrek kala.
tam önünden geçtim belki...
yürüdüm,
yürüdüm...
belki tam o sırada başını çevirdin, beni farketmedin; ben seni görmedim... yan yana yürüdük belki, aynı anda baktık gökyüzüne, aynı anda gördük ayı... uzaktı herşey, yıldızlar, ay... belki o zaman daha yakındık yıldızlara aya, çünkü hayaller kadar yakındık herşeye....
sonra yağmurlar yağdı, ben her yağmurdan sonra ağladım. o zamanlar kendimeydi ağlayışlarım, sonra aşkın "acı hali" ydi ağlatan...
belki de yağmuru kıskanıyorumdur kim bilir...! s
onra sonra yine güneş doğdu, battı defalarca.... her gece bulutlar aldattı güneşi ayla... ve sabaha on kala ayrılıklar yaşandı her gecenin gün doğumunda..
.yine uzaklar kadar yakınız, ellerimizi uzatsak ulaşabilir miyiz ayın en görkemli halinde birbirimize? yine hayaller kadar yakın olabilir miyiz...
aşk eskiden sedefli bir mücevher kutusunda saklıydı, düştü kutu kırıldı... içinden yalnız benim kalbim çıktı...